Web sitemiz, daha iyi bir deneyim için çerezler kullanmaktadır. Kullanımı kabul ediyorsanız, 'Kabul Et' butonuna tıklayın.

KAMUSAM BAŞKANI ÇİFTÇİOĞLU’NDAN OVP MESAJI: MEMUR AY SONUNU HESAPLIYOR!

9 Eylül 2026

Memurların maaş gününde para hesaba geçmeden nereye gideceği bellidir: kira, faturalar, kredi taksitleri, mutfak masrafı, çocuğun okul ihtiyacı. Bazı ihtiyaçlar karşılanır, bazıları ertelenir. Beklenmedik bir masraf çıktığında ise bütün hesap sil baştan yeniden yapılır. Devlet de tıpkı memurlar gibi hesap yapar. Gelirini, giderini, büyüme beklentisini ve enflasyon öngörüsünü belirler. İşte kısa bir süre önce yayımlanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, bu hesabın önümüzdeki üç yıla uzanan yol haritasıdır. Devlet orta vadeli planından üç yıl sonrasını hesaplarken, memur sonraki ayın maaş gününe ulaşmaya çalışır. Yeni programı değerlendirirken asıl bakılması gereken yer bu fark ve mesafedir. Çünkü ekonomik bir programın toplumsal karşılığı, vatandaşların kendi hayatlarını ne kadar güvenle planlayabildiği ile ölçülür.

 

OVP Memurun Gerçeğini Ne Kadar Yansıtıyor?

Yeni OVP'de 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28,4; 2027 hedefi yüzde 21, 2028 hedefi yüzde 13,5, 2029 hedefi ise yüzde 9 olarak açıklandı. Büyümenin 2026'da yüzde 3,3, 2027'de yüzde 4,2 olması bekleniyor.

Bu rakamların anlamını kavramak için bir önceki programla karşılaştırmak gerekiyor. Geçen yılın programında 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 16, 2027 ise yüzde 9 olarak öngörülmüştü. Yani 2026 tahmini 12,4 puan, 2027 hedefi 12 puan yukarı çekildi. 2027 için beklenen enflasyon, bir yıl içinde iki katından fazlasına çıktı.

Bu revizyonun neden önemli olduğunu görmek için memur maaşlarının nasıl belirlendiğine bakmak gerekiyor. 8. Dönem Toplu Sözleşme sürecinde uzlaşma sağlanamayınca Hakem Kurulu'na gidildi ve Ağustos 2025'te karara bağlandı:

2026'nın ilk yarısı yüzde 11, ikinci yarısı yüzde 7; 2027'nin ilk yarısı yüzde 5, ikinci yarısı yüzde 4. Ayrıca 2026'nın ilk altı ayı için taban aylığa 1.000 lira ilave verildi ve oluşacak enflasyon farkının maaşlara yansıtılması hükme bağlandı. Artışlar birbirinin üzerine uygulandığında genel zamların bileşik karşılığı 2026 için yüzde 18,77, 2027 için yüzde 9,2 olmaktadır. Burada kapsamı doğru koymak gerekir.

Yüzde 9,2 rakamı; enflasyon farkı, taban aylık ilavesi ve diğer iyileştirmeler hariç, yalnızca genel zam oranıdır. Dolayısıyla 2027 için yüzde 21'lik enflasyon hedefiyle yüzde 9,2'lik genel zam arasındaki 11,8 puanlık farkı, memurun kesinleşmiş kaybı olarak sunmak doğru olmaz. Enflasyon farkı mekanizması işlediği sürece maaş, gecikmeli de olsa enflasyonu takip eder. Nitekim Temmuz 2026'da genel zam ve enflasyon farkı birlikte uygulandığında oran yüzde 12,41'e ulaşmıştır.

Fakat bu teknik ayrım, ücret politikasının yeterliliğini sorgulamamıza engel değildir. Aksine asıl meseleyi daha net gösterir: Devletin kendi enflasyon öngörüsünün belirgin biçimde gerisinde kalan genel zamlar, alım gücünün korunmasını neredeyse tümüyle enflasyon farkına bağımlı hale getiriyor. Böyle bir düzende memurun geçimi, fiyat artışlarının ardından yapılacak düzeltmelere emanet ediliyor. Oysa bir ücret politikasından beklenen, çalışanın gelirini zamanında koruması ve geleceğini öngörebilmesini sağlamasıdır.

 

Sorun Oranda mı, Kurguda mı?

Ücret tartışmalarında dikkatimizi hep tek bir yere veriyoruz: Zam kaç olacak? Oysa yaşanan sıkıntının kaynağı çoğu zaman oranın kendisi değil, oranın belirlenme biçimidir. Yeni programın ortaya koyduğu tablo, tam da bu kurguyu görünür kılıyor. Mevcut düzenin üç yapısal özelliği var ve üçü birlikte çalıştığında sonuç öngörülebilir hale geliyor.

Birincisi, oran gerçekleşmeden çok önce sabitleniyor. 2027'de uygulanacak genel zam, 2025 yazında karara bağlandı. O tarihteki resmî beklenti ile bugünkü beklenti arasında iki kattan fazla fark var. Öngörü güncellendi, ancak ona göre belirlenmiş olan ücret güncellenmedi. Böylece tahminin tutmaması riskinin tamamı çalışanın üzerinde kalıyor.

İkincisi, düzeltme geriye dönük ve gecikmeli işliyor. Enflasyon farkı, kayıp yaşandıktan sonra ve ancak bir sonraki dönemin maaşı üzerinden devreye giriyor. Aradaki aylarda eksik kalan tutar telafi edilmiyor; yalnızca bundan sonrası düzeltiliyor.

Üçüncüsü, telafi ile refah artışı birbirine karışıyor. Enflasyon farkı çoğu zaman “zam" başlığı altında konuşulduğu için, kamu görevlisinin ekonomik büyümeden pay alıp almadığı sorusu hiç açılamıyor. Oysa biri kaybın onarılması, diğeri kazancın paylaşılmasıdır. İkisi aynı kalem sayıldığında, çalışanın eline geçen her artış “iyileştirme" olarak görünür; gerçekte ise yerinde sayma anlamına gelebilir.

Bu üç özellik bir araya geldiğinde ortaya şu tablo çıkıyor: Memurun maaşı, ekonomik hedeflere göre değil, o hedeflerin tutmamasına göre şekilleniyor. Ücret politikası ileriye dönük bir taahhüt olmaktan çıkıp, geçmişin telafisine dönüşüyor.

 

Enflasyon Farkını Beklerken Hayat Devam Ediyor

"Enflasyon farkı verilecek" denildiğinde tartışmanın bittiği düşünülüyor. Oysa memurun asıl sorusu tam da bu noktada başlıyor: Farkın maaşa yansıyacağı tarihe kadarki kayıp nasıl giderilecek?

Marketteki fiyat değişimi maaş düzeltmesini beklemiyor. Faturanın son ödeme tarihi gelmeye devam ediyor. Çocuğun okul ihtiyacı, ailenin bütçesi enflasyon farkı yansıtılıncaya kadar ertelenemiyor.Enflasyon farkı, fiyat artışlarının genel zammı aşması üzerine maaşta yapılan bir düzeltmedir; ilave bir zam değildir. Enflasyon farkı yansıtılmadan önceki aylarda yaşanan alım gücü kaybının geriye dönük ödendiği anlamına gelmez.

Bu süre içinde temel ihtiyaçlarını kredi kartıyla karşılamak zorunda kalan bir memur için hesaba borçlanma maliyeti de eklenir. Daha sonra artan maaş, birikmiş borca gider. Böylece beklenen rahatlama ihtiyaçlara ulaşamadan tükenir.

Bunun ne anlama geldiğini rakamlarla görmek mümkün. Dört kişilik bir ailenin ağustos ayında yalnızca gıda için yapması gereken harcama 37 bin liranın, temel ihtiyaçlarının tamamı için gereken tutarın ise 121 bin liranın üzerinde olduğu hesaplanıyor. Gıda fiyatlarındaki on iki aylık artış yüzde 38'e yaklaşmış durumda. Bu tablo karşısında birkaç aylık gecikme, soyut bir teknik ayrıntı değildir; doğrudan sofraya ve çocuğun okul çantasına yansıyan bir eksikliktir.

Bu nedenle maaş artışlarını değerlendirirken enflasyon farkının verilme zamanlamasını da konuşmalıyız. Geçim sıkıntısının yaşandığı ayla düzeltmenin yapıldığı ay arasındaki mesafenin bir maliyeti vardır.

 

Enflasyonla Mücadelenin Yükü Nasıl Paylaşılıyor?

Enflasyonla mücadelenin gerekliliği tartışma konusu değildir. Fiyat istikrarından en çok yararlanacak kesimlerin başında, geliri periyodik olarak sabit olan kamu görevlileri ve emekliler gelir. Memurlar enflasyonla mücadelenin karşısında değil, tam olarak içinde yer alıyor. Dezenflasyon süreçleri, esas olarak toplam talebin sınırlanması yoluyla işler. Talebi sınırlamanın en hızlı yolu ise sabit gelirlilerin reel olarak gerilemesi olarak görülür. Bu, hiçbir programın ilan ettiği bir araç değildir; fakat çoğu zaman fiilî sonucu budur. Asıl sorulması gereken soru şudur: Yükün bu biçimde dağılması bilinçli bir tercih midir, yoksa üzerinde yeterince düşünülmemiş bir politika mıdır?

Ekonomik bir programın toplumsal meşruiyeti, matematiksel hedeflerin isabetinden ziyade toplumda faturasının nasıl paylaşıldığının konuşulabilmesine bağlıdır. Kamu görevlisi bu sürecin tarafıdır ve üzerine düşeni yıllardır taşımaktadır.

 

Dünyada Ücretler Nasıl Bağlanıyor?

Enflasyonla yaşayan her ülke, sabit gelirlilerin alım gücünü nasıl koruyacağı sorusuyla karşılaşmış ve farklı çözümler geliştirmiştir. Belçika'da kamu görevlilerinin maaşları, sosyal yardımlar ve emekli aylıkları "eşik endeksi" adı verilen bir mekanizmaya bağlıdır. Düzleştirilmiş fiyat endeksi belirlenen eşiği aştığında ödemeler otomatik olarak yüzde 2 artar. Karar için yeni bir müzakere ya da yasa gerekmez; eşiğin aşıldığı ayı takip eden kısa süre içinde artış uygulanır. Böylece telafi, kaybın yaşandığı zamana yakın bir noktada gerçekleşir. Lüksemburg'da benzer bir sistem "hareketli ücret ölçeği" adıyla işler.

Tüketici fiyat endeksinin altı aylık ortalaması bir önceki eşiğe göre yüzde 2,5 arttığında; özel ve kamu sektöründeki tüm ücretler, maaşlar ve emekli aylıkları otomatik olarak yüzde 2,5 yükselir. Sistem en son 1 Haziran 2026'da devreye girmiştir. İtalya karma bir yol izler: Sözleşmeler beklenen enflasyona göre yapılır, gerçekleşme ile öngörü arasındaki sapma bir sonraki sözleşme döneminde telafi edilir. Birleşik Krallık ise oranı değil süreci kurumsallaştırmıştır.

Kamu görevlilerinin ücretleri; hükümetin, sendikaların ve işverenlerin yazılı olarak veri sunduğu bağımsız ücret inceleme kurullarının tavsiyeleriyle belirlenir. Nihai karar yine siyasidir; ancak hangi verilere dayandığı kamuya açıktır.

Bu örneklerin tamamının sorunsuz işlediğini söylemek gerçekçi olmaz. Avrupa Merkez Bankası'nın konuya ilişkin çalışması, otomatik endekslemenin bir enflasyon şokunu kalıcı hale getirebileceği yönündeki "ikinci tur etkisi" riskine dikkat çeker.

Nitekim uygulayıcı ülkeler de mekanizmayı zaman zaman sınırlamış ya da askıya almıştır. Euro Bölgesi'nde kamu ücretlerinde resmî fiyat endekslemesi uygulayan ülke sayısı yalnızca beştir; buna karşılık emekli aylıklarında otomatik endeksleme neredeyse evrensel bir uygulamadır.

Buradan çıkarılacak sonuç, herhangi bir modelin olduğu gibi alınması değildir. Çıkarılacak sonuç şudur: Ücretlerin enflasyonla ilişkisini kurma biçimi bir tercihtir ve bu tercihin kuralları önceden, açıkça ve öngörülebilir biçimde belirlenebilir. Kayıp ile telafi arasındaki mesafeyi kısaltmak teknik olarak mümkündür; asıl mesele bunun bir politika önceliği haline gelip gelmediğidir.

 

Enflasyon Düşerken Geçim Ne Zaman Kolaylaşır?

Enflasyonun düşmesi hepimizin ortak beklentisidir. Ancak enflasyon oranının gerilemesi, fiyatların eski seviyesine dönmesi anlamına gelmez. Fiyatların artış hızı yavaşlarken hayat pahalı kalmaya devam edebilir. Bunu anlamak için karmaşık hesaplara gerek yok. Geçen yıl almakta zorlandığımız bir ürünün bu yıl daha yavaş zamlanması, o ürünü almanın kolaylaştığı anlamına gelmez. Kaldı ki programın 2029 için öngördüğü yüzde 9'luk enflasyon da, üç yıl boyunca fiyatların artmaya devam edeceği anlamına gelir. Bu üç yılın sonunda memurun nerede duracağını belirleyecek olan şey, oranların düşme hızı kadar ücretlerin hangi seviyeden hareket ettiğidir.

Burada memurun hayatını yalnızca zorunlu giderlerden ibaret görme alışkanlığını da sorgulamak gerekiyor. Bir kamu çalışanının çocuğuyla sinemaya gidebilmesi, kitap alabilmesi, kısa bir tatil yapabilmesi ya da beklenmedik bir masraf için kenara para koyabilmesi olağan beklentilerdir. Ev kurmak, birikim yapmak ve emekliliğe hazırlanmak da çalışmanın karşılığında ulaşılabilir olmalıdır. Sürekli ertelenen ihtiyaçlar zamanla ertelenen hayatlara dönüşür. Geleceğe güvenin zayıfladığı nokta buradan başlar. Kendi hayatında ilerleyebildiğini hissedemeyen bir çalışanın, büyüme hedefleriyle güçlü bir bağ kurmasını beklemek olanaksızlaşır.

 

Memurların Penceresinden OVP

OVP, memur maaşını doğrudan belirleyen bir zam kararı değildir. Ancak devletin ekonomik beklentilerini ve politika tercihlerini ortaya koyduğu için ücretlerin yeterliliğine ilişkin tartışmanın merkezinde yer alır. Kaldı ki takvim de bunu gerektiriyor: Programın ardından bütçe hazırlıkları başlıyor ve ocak ayında uygulanacak oranlar bu süreçte şekilleniyor. Bu çerçevede üç başlık öne çıkıyor.

Birincisi zamanlama. Oluşan enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması, telafiyi geçim sıkıntısının yaşandığı zamana yaklaştıracaktır. Bunun hesaplama ve uygulama esasları açıkça belirlenmeli, kural önceden bilinmelidir.

İkincisi seviye. Gelecek dönemin zamlarını konuşmak, geçmişten taşınan kayıpları kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Birikmiş alım gücü kayıplarını giderecek iyileştirmelerle ekonomik büyümeden pay sağlayacak refah artışları birlikte değerlendirilmelidir.

Üçüncüsü öngörülebilirlik. Bir memurun kendi orta vadeli planını yapabilmesi için maaşının hangi kurala göre güncelleneceğini önceden bilmesi gerekir. Belirsizlik yalnızca bir bütçe sorunu değil, aynı zamanda bir güven sorunudur.

Kuşkusuz bunların bütçede bir karşılığı olacaktır. Bu karşılığın nasıl sağlanacağını açıkça tartışmak, adil bir ücret politikasının gereğidir. Kamu çalışanının insanca yaşama talebi de bütçe hazırlanırken hesaba katılması gereken temel sorumluluklardan biridir.

Çünkü o bütçedeki personel giderinin arkasında hastanede nöbet tutan, sınıfta ders anlatan, vergi dairesinde işlem yapan, kamu hizmetini her gün sürdüren insanlar ve onların aileleri vardır. Devletin ekonomik istikrar arayışıyla memurun geçim güvencesini birlikte düşünmek zorundayız. Bir programın toplumsal karşılığı, çalışanların geleceğe duyduğu güvenle ölçülür.

Devletimiz önümüzdeki üç yılı planlarken, memuru da gelecek ayın ötesini görebilmelidir

 

Furkan Ali Çiftçioğlu Kamu Çalışanları Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı

Kaynak : https://www.milligazete.com.tr/ovp-hedefleri-ve-memurun-gercekleri

© Copyright 2025, Tüm hakları saklıdır.