Web sitemiz, daha iyi bir deneyim için çerezler kullanmaktadır. Kullanımı kabul ediyorsanız, 'Kabul Et' butonuna tıklayın.
25 Şubat 2026
Bir penguen, buzda sırtını dönmüş koloniye, ölümüne doğru yürüyor...
Ardından koca koca puntolarla atılmış o başlıklar, “Nihilist Penguen”
Milyonlarca izleniyor, üzerine tartışma programları çekiliyor, felsefeler üretiliyor, gözyaşları döküyor..
Ardından bir Punch geliyor: Japonya’daki hayvanat bahçesinde annesi tarafından terk edilmiş yavru makak..
Diğer maymunlar tarafından itilip kakılıyor, sürükleniyor. Peluş bir orangutan oyuncağına sarılıp yanında annesi gibi taşıyor, korktuğunda ona koşuyor, uyurken kucaklıyor. Ve bum! Videolar patlıyor: Milyonlarca beğeni, “Punch’a sarılmak istiyorum” yorumları, hayvanat bahçesinde kurulan kuyruklar, son dakika haberleri geçiyor: “Her gün daha iyi oluyor”
Kampanyalar, bağışlar... ‘’Punch artık yalnız değil’’ hastagler uçuşuyor.
Oysa aynı dijital akışta, aynı timeline’da bambaşka bir gerçek var:
Gazze’de toz toprak içinde, minik bedeni yaralı, gözlerinde büyük bir korkuyla yaşayan çocuklar… Annenin cansız bedenine sarılmış, “Anne uyan” diye bağırıyor ancak sesi bombaların uğultusunda kayboluyor. Karnı ne zamandır aç, dudakları çatlamış, susuzluktan dili damağına yapışmış belli ki... Oyun oynayacağı yaşta dünyanın en acı halinde hayatta kalmaya çalışıyor. Kulaklarında çınlayan patlama sesi, bazen rüyalarında bazen gerçekten yanı başında atılan kurşunlar. Binlercesi… On binlercesi… Bazıları enkaz altında günlerce bekliyor, bazıları ağlıyor, bazıları ise hiç ağlayamıyor artık.
‘’Bazıları ise hiç ağlayamıyor artık’’ Bunun ne demek olduğunu anlayabiliyor musunuz?
Gelecekleri yok edilmiş, hayalleri küle dönmüş, çaresizlikleri ise sonsuz bucaksız bir gökyüzü gibi onlar için…
Çünkü zaman akışında o çocuklar göründüğünde dünya durmuyor. Birçoğu trend olmuyor. Bir nihilist penguen kadar paylaşılmıyor, Punch’ın yalnızlığına dökülen gözyaşları, Gazze ile karşılaştığında kaydırmaya devam ediyor.
Çünkü beynimiz burada acımasız bir filtreyi devreye sokuyor: Psychic numbing ve compassion fade.
Tek bir mağduriyet gördüğümüzde içimizde bir volkan misali empati patlıyor. “Identifiable victim effect” diyor buna bilim – somut, tekil, yüzü olan, ismi olan, fotoğrafı olan bir varlık (nihilist penguen ya da Punch gibi) beynimizde duygusal bir yangın çıkartabiliyorken sayı arttıkça beyin “numbing” yapıyor. Duyguyu bloke ediyor. Acıyı istatistiğe çeviriyor.
Bir Ölüm Trajedi, Bin Ölüm İstatistik
Bu cümleyi Stalin’e atfederler; belki gerçekten söylemiştir, belki de bir Fransız gazetecinin 1930’lardaki bir esprisini alıp üzerine atfedilir. Ama gerçek şu ki, söz doğru çıktığı için bu kadar yapışıyor üzerimize. Tek bir çocuğun enkaz altındaki feryadını duyduğumuzda içimiz parçalanıyorken, on binlerce, yüz binlerce çocuğun silahla, açlıkla, çaresizlik içerisinde yok olduğunu görünce beyin adeta kapanıyor. Rakamlara dönüşüyor her şey. Trajedi olmaktan çıkıyor “istatistik” oluyor. İşte tam da bu yüzden penguenin yalnız yürüyüşü bizi ağlatırken, Gazze’deki çocuğun “anne uyan” çığlığı scroll’da kayboluyor. Çünkü bir ölüm somut, yüzlü, dokunulur; milyonlar ise soyut, uzak, yönetilebilir bir sayı. Ve biz, o sayının içinde kaybolmamak için susmayı seçiyoruz. Çünkü sorumluluk yüklüyor, suçluluk hissettiriyor, konforu bozuyor. Gazze’deki çocukların acısı bizi harekete geçirmesi gerekiyor. Ve biz hareket etmek istemiyoruz. Hayvan acısı ise “güvenli mesafede” – Sosyal medya ise bu içgüdüyü katmerliyor. Algoritma biliyor, 15 saniyelik sevimli hüzün daha çok tutuluyor, daha çok öneriliyor. İnsan acısı – hele ki uzak, kalıcı ve rahatsız edici olan – gömülüyor.
Vicdanımız neden bu kadar seçici? Neden bir maymunun peluşuna sarılışına gözyaşı dökerken, en gerçek acıların karşısında sırtımızı dönebiliyoruz? Neden “insanlık” dediğimiz şey bazen bir hayvanın dramında daha kolay uyanıyor?
Bu düpedüz seçici bir duyarlılık değil mi?
Bu ikiyüzlülük değil mi?
Çarenin Sonu ve Çaresizliğin Sonsuzluğu
Küçücük, upuzun kirpiklerin arasından sızan o ıslak, donuk bakış…
Tozla kaplı minik elleri, o eller ki oyuncak tutacağı yaşta, enkazın taşlarını itiyor.
Çıplak ayakları kan revan içinde, taşların üzerinde yürürken her adımda bir yara açılıyor insanlığımızda.
O çocuk yalnız değil; binlercesi, on binlercesi aynı enkazda, aynı karanlıkta ve bir penguenin ölüme yalnız yürüyüşü kadar hafızalarda yer etmiyor… Yoksa bir çocuğun o minik, tozlu ellerinde tuttuğu son umut, bir peluş oyuncağa sarılan maymunun yalnızlığından daha mı az hikâye anlatıyor?
Furkan Ali Çiftçioğlu
Kamu Çalışanları Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı
KAYNAK:https://www.milligazete.com.tr/punch-nihilist-penguen-ve-gazzee
© Copyright 2025, Tüm hakları saklıdır.