Web sitemiz, daha iyi bir deneyim için çerezler kullanmaktadır. Kullanımı kabul ediyorsanız, 'Kabul Et' butonuna tıklayın.
11 Şubat 2026
Bir devletin kudreti, sadece envanterindeki silahların niceliğiyle değil, o silahı tutan askerlerimizin can güvenliğine verdiği kıymetle de ölçülür. Türk Silahlı Kuvvetleri, dünyanın en köklü, en disiplinli ve coğrafi konumu gereği en aktif ordularından biridir. Ateş çemberiyle çevrili bu coğrafyada, askerimizin sağlığı en az mühimmatı, kumanyası ve silahı kadar stratejik bir öneme haizdir. Bugün, bir konfederasyon yöneticisi ve bir sağlık profesyoneli olarak değil, bu aziz milletin bir ferdi olarak, ertelenemez bir zarureti, milli bir eksikliği dile getirmek zorundayız: Askeri hastanelerin ve askeri tıp sisteminin yeniden ihya edilmesi.
Yakın geçmişte, olağanüstü dönemlerin şartları altında alınan kararlarla askeri hastanelerin kapatılması ve Sağlık Bakanlığı çatısı altına alınması, o günün konjonktüründe bir "idari gereklilik" olarak görülmüş olabilir. Ancak bugün gelinen noktada, bu kararın orta ve uzun vadede ordumuzun operasyonel kabiliyetinde ve Mehmetçiğin moral motivasyonunda ciddi zafiyetler doğurma potansiyeli taşıdığını, veriler ve yaşanan tecrübeler ışığında net bir şekilde görmekteyiz.
Küresel Bir Anomali: NATO'da Tek Olmak...
Meseleye duygusal değil, tamamen analitik ve küresel bir perspektiften bakalım. Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip, aktif terörle mücadele yürüten ve sınır ötesi operasyon kabiliyeti yüksek bir ülkedir. Ancak ne acıdır ki, NATO ülkeleri arasında askeri hastanesi bulunmayan "tek" ülke konumundayız.
Birde rakamlarla bakalım; 185 bin askeri bulunan Almanya’da 5, 279 bin askeri olan Fransa’da 8, hatta sadece 34 bin askeri olan Avusturya’da dahi 3 askeri hastane faal durumdadır. İsveç, Norveç, Finlandiya gibi görece daha stabil bölgelerdeki ülkelerde bile "askeri cerrah" kadroları korunmaktadır. Dünyanın en güçlü orduları, askeri tıbbı ordunun ayrılmaz bir parçası olarak görürken; savaşın ve çatışmanın hiç eksik olmadığı bir coğrafyanın merkezindeki Türkiye'nin bu imkândan mahrum kalması, izahı zor bir stratejik boşluktur. Ordusu olan ama hastanesi olmayan tek ülke olma "ünvanı", Türkiye'ye yakışmamaktadır.
"Harp Cerrahisi": Sivil Tıptan Farklı Bir İhtisas Alanı
Askeri hastaneleri savunmak, sivil hekimlerimizin yetkinliğini sorgulamak asla değildir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" sözü, sivil veya asker fark etmeksizin tüm hekimlerimiz için bir onur nişanesidir. Ancak kabul etmeliyiz ki; "Askeri Tıp" ve "Harp Cerrahisi", kendine has dinamikleri, tecrübe aktarımı ve uzmanlık gerektiren bambaşka bir disiplindir.
Cephede mayına basmış, silahla yaralanmış veya kimyasal bir tehdide maruz kalmış bir askerin tedavisi ile sivil hayatta karşılaşılabilecek travmaların vakasında aynı protokollerle yürütülemez. Harp cerrahisi, ateş altında müdahaleden, sahra hastanesi kurulumuna, oradan da spesifik rehabilitasyon süreçlerine kadar uzanan, nesilden nesile aktarılan bir bilgi birikimidir.
GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi), sadece bir bina değil, 1898'den beri süregelen bu kadim bilginin hafızasıydı. Bu hafızanın dağıtılmasıyla, askeri cerrah sayımızın 2043'ten 347 gibi kritik seviyelere gerilemiş olması, alarm zillerinin çalması için yeterli bir sebeptir. Mehmetçiği tedavi edecek, onun dilinden anlayan, sahadaki psikolojiyi bilen doktor eksikliği, doğrudan doğruya ordunun caydırıcılığına etki eden bir faktördür.
Yaralı bir asker, en savunmasız anında, sadece tıbbi bir müdahale değil, aynı zamanda mutlak bir güven ortamı arar. Askeri hastaneler, personelin yüksek güvenlik soruşturmalarından geçtiği, hiyerarşik yapının ve askeri disiplinin hakim olduğu, aidiyet duygusunun en üst seviyede yaşatıldığı kurumlardır.
Tarihi Bir Sorumluluk
Eren-7 Operasyonu'nda ağır yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu, helikopterle Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildiğinde –önceden haber verilmesine rağmen– helikopter iniş alanında ambulans hazır değildi; sedye, acil müdahale ekibi veya herhangi bir karşılama yoktu. Silah arkadaşları, zamanla yarışarak onu koşa koşa hastane bahçesinde taşımak zorunda kaldı; bu görüntüler, Mehmetçiğin cephedeki fedakârlığının ardından bile "kendi sistemimiz" tarafından yeterince karşılanamadığını acı bir şekilde gözler önüne sermişti. Yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit düşen Burak Tortumlu'nun bu son yolculuğu, sivil hastanelerin harp yaralanmalarına özgü hız, hazırlık ve aidiyet duygusundan yoksun kalabileceğini; askeri hastanelerin yokluğunun, sadece tıbbi değil, aynı zamanda manevi bir boşluk yarattığını en somut haliyle gösterdi. Geleceğin harp ortamı; hibrit tehditler, asimetrik çatışmalar, kimyasal-siber-biyolojik unsurların iç içe geçtiği çok katmanlı bir mücadele sahasıdır. Böyle bir dünyada, yaralı Mehmetçiğin ilk müdahalesinden son rehabilitasyonuna kadar her aşamada "askeri aidiyet" ve "savaş psikolojisi" bilgisi taşıyan hekimlere, hemşirelere ve sağlık sistemine ihtiyaç vardır. Sivil sağlık altyapımız ne kadar mükemmel olursa olsun, ordunun kendi organik tıbbi kapasitesini yeniden inşa etmemesi, caydırıcılığımızın en hassas damarlarından birini açıkta bırakmaktır. Bugün atılacak cesur adım, yarın cephede dökülecek kanı azaltacak, belki de bir şehidin sayısını eksiltecektir. Devletimiz, bu stratejik açığı kapatarak hem geçmişe vefa gösterecek hem de geleceğe güven telkin edecektir. Çünkü güçlü bir ordu, ancak güçlü bir askeri sağlık sistemiyle ayakta kalır; ve bu millet, evlatlarını emanet ettiği ordusunu en iyi şartlarda korumayı hak eder.
Bu bir siyasi tartışma konusu değil, milli bir zarurettir. GATA ve askeri hastanelerin, günümüz şartlarına göre modernize edilerek, tekrar asli hüviyetlerine kavuşturulması, hem kahraman ordumuza karşı bir vefa borcu hem de gelecekteki tehditlere karşı hayati bir hazırlıktır. Devlet aklının bu stratejik ihtiyacı görerek, gerekli adımları ivedilikle atacağına olan inancımız tamdır. Unutmayalım ki; güçlü ordu, sadece güçlü silahlarla değil, arkasında onu bekleyen güçlü ve güvenilir bir sağlık sistemiyle mümkündür.
Furkan Ali Çiftçioğlu
Kamu Çalışanları Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı
Kaynak: https://www.milligazete.com.tr/bir-beka-meselesi-askeri-hastaneler
© Copyright 2025, Tüm hakları saklıdır.