Web sitemiz, daha iyi bir deneyim için çerezler kullanmaktadır. Kullanımı kabul ediyorsanız, 'Kabul Et' butonuna tıklayın.

Nerden Bilsin Bayraksızlar

8 Mayıs 2026

Nerden bilsin bayraksızlar

Üniversiteler, bir ülkenin yalnızca bilimsel geleceğinin değil, aynı zamanda demokratik olgunluğunun ve fikir hürriyetinin de aynasıdır. Ancak ODTÜ kampüsünden yaşananlar, bu aynanın üzerine düşen karanlık bir gölgeyi gözler önüne serdi.

 

Bayraksızlar bayraksızlar
Yere düşse bayrak sızlar
Nerden bilsin kıymetini
Soysuz sopsuz bayraksızlar

Der, Aşık Sefai

Dünya üzerinde başka bir ülke daha yoktur ki kendi sınırları içerisinde, hatta kendi başkentinde bulunan bir üniversitede, ülkesinin bayrağı açıldığı için gençleri linç edilsin(!)

Oysa o bayrağa zeval gelmesin diye, kaç sıvasız eve, kaç ocağa ateş düştü bu memlekette.

‘’Nerden bilsin bayraksızlar!’’

Üniversiteler, bir ülkenin yalnızca  bilimsel geleceğinin değil, aynı zamanda demokratik olgunluğunun ve fikir hürriyetinin de aynasıdır. Ancak ODTÜ kampüsünden yaşananlar, bu aynanın üzerine düşen karanlık bir gölgeyi gözler önüne serdi.

Ellerinde Türk bayrağı taşıyan öğrencilerin, provokatör bir grup tarafından saldırıya uğraması ve ölümle tehdit edilmesi; sadece bir asayiş vakası değil, üniversite kampüslerinin ODTÜ’nün yıldan yıla "ideolojik birer gettoya" dönüştürülme çabasının sonucudur.

2018 yılında ODTÜ ormanında terör örgütü DHKP-C’nin sözde Ankara sorumlusu olarak yakalanan bir şahsın 2026 yılında aynı kampüste bayrağa saldırabiliyor olması beraberinde pek çok soruyu getiriyor.

 Bilim yuvası mı; yoksa örgütlü öfkenin kimlik tahakkümü mü?

ODTÜ Rektörlüğü’nün dahi “şiddet unsuru içeren olaylar” diyerek inceleme başlattığını duyurduğu bir gerçek var. Daha önemlisi, Rektörlük açıklamasında Türk bayrağının “bu toprakların ortak hafızasını, fedakârlıklarını ve milletçe paylaşılan en kıymetli değerleri” temsil ettiğini vurguluyor. Bu cümle, yalnızca idari bir açıklama değildir; üniversitelerin asgari müştereklere dair sınır çizgisidir.

 

Türk bayrağı; Çanakkale’de yan yana yatanların, Sakarya’da aynı sipere düşenlerin, Cumhuriyet’i kuran iradenin ve bugün aynı ülkede yaşama hukukunu paylaşan milyonların ortak işaretidir. Bayrağa yönelen tahammülsüzlük vatana, millete ve ortak yaşama iradesine yöneltilmiş en alçak saldırıdır.

Bugün asıl soru şudur: Bir üniversite şenliğinde Türk bayrağı açılması, hangi akıl tarafından tehdit olarak okunabilir? Eğer bir kampüste bayrak açmak gerginlik sebebi sayılıyorsa, orada sorun bayrağı açanda değil; bayrağı görünce ideolojik refleksleri kriz üreten zihniyettedir. Bayrağımıza karşı uzanan ellerin ardındaki akıl Cumhuriyet’in kurucu fikriyle hesaplaşma alışkanlığındadır.

Bugün ODTÜ’de bayrağımızı açan gençleri ölümle tehdit eden zihniyet; Ege’de Fırat’ı hayattan koparan o karanlık figürlerle aynı kaynaktan beslenmektedir.

 

Üniversitelerimizdeki asıl tehlike, bazı öğrenci kolektiflerinin ve topluluklarının içine sızan, oradaki gençleri suistimal ederek nefret dilini kampüse taşıyan yapılardır.

Bu yapılar, "demokratik hak" adı altında her türlü şiddeti meşrulaştırmakta, ancak kendileri gibi düşünmeyen herkese "faşist" yaftası vurarak fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamaktadır.

Dikkat çeken bir diğer nokta ise olaydan sonra ortaya çıkan dil savaşı olmuştur. Toplumun bir kesimi bu hadiseyi olduğu gibi 'bayrağa yönelik bir saldırı' olarak görürken bir kesimin meseleyi 'planlı bir provokasyon' etiketi iliştirmesi; Türkiye’nin kronikleşmiş kutuplaşma refleksinin en hazin tezahürüdür. Olayın özü çoğu zaman görüntülerden, fiilden, mağdurdan, failden koparılıyor; herkes kendi ideolojik gözlüğünün içine çekiliyor. Oysa bir ilke varsa, herkese aynı mesafede işletilmelidir: Bir öğrenci grubuna, elinde hangi sembol olursa olsun, fiziksel şiddet uygulanamaz. Hele bu Türk bayrağıysa, mesele yalnızca bireysel hak ihlali olmaktan çıkar; toplumsal hafızaya yönelmiş bir meydan okumaya dönüşür.

 

Burada bir paradoks da mevcuttur: muhalifliği terör örgütlerinin güdümünde birer "vandalizm aracına" dönüştürenler, gerçek anlamda çok sesliliği değil, tek tipçi bir baskıyı savunmaktadırlar. Bu grup için "özgürlük", sadece kendi radikal ajandalarına hizmet eden bir maskedir. Türk bayrağına ve Atatürk ilkelerine tahammül edemeyen bir anlayışın, evrensel  bilim standartlarına ve demokratik tartışma kültürüne katkı sunması beklenemez.

Bilim

Bir devlet üniversitesinde, o devletin kurucu değerlerini ve bağımsızlık sembolünü "provokasyon" olarak nitelemek, kavramların tersyüz edilmesidir. Burada karşımıza çıkan mekanizma şudur: Radikal sol yapılar, terör örgütlerinin ideolojik vesayeti altında, üniversiteyi dış dünyadan izole bir "kurtarılmış bölge" olarak kurgulamaktadır. Bu kurguda Türk bayrağı, "dışsal bir işgalci sembolü" gibi konumlandırılmaktadır.

 

Bu durum, 1970’lerin romantizme edilmiş devrimci söylemlerinin, 2020’lerin hibrit terör metotlarıyla harmanlanmış halidir. Gençlerin "Mustafa Kemal" isminde birleşmesi, bu yapıların kampüs üzerindeki "tek tipçi hegemonyasını" kırdığı için bu denli sert bir reaksiyonla karşılanmaktadır.

Bu yaşananlar bir sonuçtur. Sebep ise; üniversite idaresinin yıllardır süregelen "aman tadımız kaçmasın" pasifizmi ve radikal grupların kampüs içindeki lojistik yapılanmasına (kantinlerden öğrenci topluluklarına kadar) verilen sessiz onaydır.

Bu noktada üniversite yönetimlerinin sorumluluğu büyüktür. Şiddeti yalnızca olay yaşandıktan sonra kınamak yetmez. Asıl mesele, o şiddeti mümkün kılan iklimi ortadan kaldırmaktır. Kampüste bazı grupların kendisini “alan sahibi”, bazı öğrencileri “istenmeyen unsur” gibi görmesine izin verildiği anda üniversite yönetimi otoritesini kaybeder. Otorite kaybolduğunda boşluğu hukuk değil, Sürü psikolojisi doldurur. Sürü psikolojisinin olduğu yerde de fikir değil, güç konuşur.

 

Burada bir başka hakikat daha var: Türk gençliği, ideolojik kamplara sıkıştırılamayacak kadar büyük bir enerjidir. Bu ülkenin gençleri, birilerinin romantize ettiği eski örgüt jargonlarının, 1970’lerden kalma sokak reflekslerinin, sloganla büyütülmüş yapay düşmanlıkların mahkûmu olmak zorunda değildir. Bugünün gençliği;  bilimde, teknolojide, kamuda, üretimde, savunmada, sanatta, sporda ülkesinin geleceğini kuracak kuşaktır

Bugün mesele yalnızca ODTÜ meselesi değildir. Üniversiteler hiçbir örgütün, hiçbir ideolojik grubun, hiçbir siyasi mahallenin arka bahçesi değildir. Üniversiteler milletin evidir. Ders çalışanındır. Araştırma yapanındır. Fikrini söyleyenindir. Şiddete başvurmadan var olmayı bilen herkesindir.

ODTÜ ve diğer tüm üniversitelerimiz, bu ülkenin göz bebeğidir. Orada okuyan her bir gencimiz, kökeni, dünya görüşü veya siyasi fikri ne olursa olsun; bu vatanın paha biçilemez bir parçasıdır. Bugün bize düşen görev, terör örgütü ve uzantılarının aramıza nifak tohumları ekmesine izin vermemektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün "En büyük eserim" dediği Cumhuriyet, hepimizin ortak çatısıdır. O çatının altındaki al bayrak ise hiçbir gencimizin birbirine düşman olması için değil; tam aksine, farklı seslerin bir harmoni içinde bu ülkeyi daha ileriye taşıması için dalgalanmaktadır.

Furkan Ali Çiftçioğlu
Kamu Çalışanları Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı

Kaynak:https://www.milligazete.com.tr/nerden-bilsin-bayraksizlarr

© Copyright 2025, Tüm hakları saklıdır.